Sayfalar

22 Ekim 2010 Cuma

salon






Ey ,ötesi !Ötesi hiç.
Beklemek...
Ama neyi?...

Ve kimi?..

Hem, nereye kadar?
Beklemek...
Ama niye?...

kalpler ve el resimleri

''Bana hakikati değil,kendini ver.
Kendini yani rüyanı.''

Cemil Meriç

Neye yazılır yazı?Taşa,toprağa,kile,papirüse,parşömene;
suya,buza,göklere,kalplere,zihinlere.
Her biri aynı derecede sadık değildir ki bunların.
Kil dağılır,kemik bozulur,taş kırılır,toprak savrulur;
buz erir,su tutmaz,kalp unutur.
Ağaç yapraklarından parşömene,sorumluluğu taşıyan en emniyetli
satıh hala kağıt diyebildiğimiz o yerdir.
Her yazı her kağıda yazılmaz.Sathında gezinen kalemin ve mürekkebin ,
kimyasıyla uyum sağlamasını istemek hakkına en baştan sahiptir kağıt.
Kalem içindeki mürekkebe yükler herşeyi, akıtır,şunun sırasında.
Hafifler yazının sonunda.Tükenebilir hatta.Ama kağıt öyle mi?
O üzerine yükleneni taşır.Ağır gelmez mi?Gelir.Ama kağıt işte herşeye katlanır.
Yo,aldanmamalı bu sessizliğe.Nihayette kağıdın da bir tahammül gücü vardır.
An gelir o da üzerine yazılana baş kaldırır.Ağırlığını koyar,sesinin yükseltir.
Böyle zamanlarda dağıtır mürekkebi,kaydırır,boncuklaştırır,terleyip atar,
ya da tümden kusar.Reddeder üzerine yazıılanı neticede.
Onun bile içine sinmez.Kağıdın intikamıdır bu .

Nazan Bekiroğlu






 Hangi harfe seslensem ,sessiz oluyor.
Oysa ben sesli harflerde s/aklamıştım, tüm sen'lerimi...

Es /Nun

17 Ekim 2010 Pazar


''Korkma düş kendi içindeki kuyuya...''

Ömer Erdem

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yollar

Yol yorgunluğu ve büyük kent temaşasından sonra,
Bir Ah!
 ile
mürekkebim damlasın kağıt üzerine
En yalın haliyle


Ne kadarda düşündüm yol boyunca ne hayaller kurdum o  dağ eteklerinin yol kıvrımlarında.
 Kim bilir kaç sevginin, kaç sevgilinin yüreğine dokundum.
Çözmek istedim ,keşfetmek istedim aşkın şifrelerini
Adları dillere destan olan sadık sevenleri...
 Yezdan tarafından atılan düğümlerde çözülüyordu tüm suallerim.
Herşey tek bir noktada birleşip ve herşey  o noktada bitiyordu.
Öyle ya insanda bu dünyada nokta kadar değere sahip değil miydi?
Engebeli yollar ne zorları başarmıştı.
Belki de sevenleri kavuşturmak için onca çabayı sarfetmişti.
Bir emek vardı ortada ve o emeğe saygı duymayan ama hala seviyorum diye dönen diller...
Kim anlardı açık olan yolların sevenler tarafından kapandığını kim?

Sevgi neydi? diye sormaya başladım kendime
Sahi sevgi neydi?
En mahrem duyguların ortaya cıncık gibi saçılması mıydı?
Yoksa sevdiğini düşünürken kendinden bile haya eden kızın yüreğindeki çarpıntımıydı?


Sevgi büyüdükçe  lahuti makamda da yer eden mertebe değil miydi?
Neden herşeye farklı yaftalar yapıştırılıp değerleri yitiriliyor yada yitirtiliyor neden ?
 Ah biz insanlar !

Ve sevgi,
 EY VEDUD !
İbrahim'in yalnızlığı,İsmail'in teslimiyeti,Yakub'un gömleği,Yusuf'un iffeti,
Meryem'in sükutu,Züleyha'nın gözyaşı,
Muhammedin Ayşe'si...

Ve sevgi!
Rabbinin kuluna bahşettikleri ...

Her sevginin bir nişanesi olur. Bizim sevgilerimizin nişanesi ise.
el ele tutuşup gezip tozmak,vakit geçirmek ,sevdireni unutup sevileni sevmek...

 Zayi edilen ömürler,
 tüketilmiş aşklardan geriye kalan küf kokulu rüzgarlar çarpıyordu suratıma,viraj sonlarında.
Ve inişlerde bir nefeslik soluklar kalıyordu ensemde.
Aşıklar değil ,sadıklar konuştu yol boyunca 
Şahit gösterdiler yolları aşklarına.
Sadece dinledim ,susarak dinledim ve anladım sevgiyi;
Sevginin tüm  habis duygulardan arınmak olduğunu,
Kavuşulmasa  bile hala sevginin var olduğunu.
YOLLAR KIVRIM KIVRIM KIVRANAN YOLLAR..

(Es'Nûn)